Islamisches Zentrum Wien

Bruckhaufen_(Wien)_-_Moschee,_Hauptportal“İslamisches Zentrum Wien ” Avusturya’nın tek minareli camisi. Tuna (donau ) Nehri’nin kenarında bulunan cami , Türkler arasında “Minareli Cami ” olarak biliniyor . Çocuklarımı (neredeyse) bahçesinde büyüttüğüm bu caminin tarihinden bahsetmek istiyorum. Cami arsası İslam Topluluğu Cemaati tarafından 1969’da alınmış . Fakat bu tarihlerde arsanın bulunduğu bölge, çok metruk bir bölge . Hatta ismi “Kaiser müller” yani ” kralın çöplüğü” … çöplerin atıldığı bir yer. Müslümanlara ibadethane iznini ancak böyle bir yere veriyorlar….Cami inşaatına başlansa da maddi imkansızlıklar sebebiyle Cami yapılamıyor… 1975’te Kral Faysal, cami inşaatına başlıyor fakat etrafındaki yol , U-ban yani metro inşaatlarına kadar parasını talep ediyorlar. Kral Faysal de bunu ödemeyi taahhüt ederek cami inşaatına başlıyor , zaman zaman yapımı sekteye uğrayan Cami 1979’da bitiyor.
Tam 40 yıl sonra Kaiser Müller ; gürül gürül akan Tuna nehri , ördeklerin yüzdüğü küçük göller , villalar , ve (donautrum ) Tuna kulesi , u-bahnlar sebebiyle Viyana’nın en gözde semti oluveriyor.

İslamisches Zentrum (Minareli cami )  İslam Merkezi olmasına rağmen daha çok Türkler haricindeki Müslümanlar burada bulunuyor. Yaşlı Türkler genellikle kendi Türk (Diyanet , Milli görüş v.s ) camilerinde olmayı tercih ederken , Türk gençlerin katılımı daha fazla görülüyor. Ramazanlarda iftarlar veriliyor teravih kılınıyor. Bayramlarda Türkler , Çeçenler , Bosnalılar , Pakistanlılar, Mısırlılar , Suriyeli , Filistinli , Iraklı , Suud Tüm Müslümanlar burada ve diğer camilerde toplanıyorlar . Bayram sabahı İslamisches Zentrum  tam bir festival havasında buluşma merkezi oluyor.

Türklerde bayram namazına kadınlar gitmezken Türklerin dışındaki bütün Müslüman kadınlar bayram namazlarını camilerde kılıyorlar , bayramlaşmayı camilerde yapıyorlar. .

Ayrıca ihtida edenler burada mini bir törenle İslamla şerefleniyor, evlenmek isteyenlerin nikahları da burada kıyılıyor. Yardım kuruluşları kermeslerini de burada yapıyorlar.

Benim gibi bazı Müslüman hanımlar , nehir kenarındaki uygunsuz görüntülerden dolayı yaz günlerinde cami bahçesine sığınıyor , çocuklarımızı bu bahçede büyütürken , gözyaşları içinde Müslümanlıkla şereflenenlerin hikayelerine tanıklık ediyorduk.

Bedia Özdemir Tokel /Viyana

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Mugayyebat-ı Hamse (Beş Bilinmeyen)

 

Varis b. Amr adında bir adam Hz. Peygamber’e gelerek: “Karım gebedir ne doğuracağını bana haber ver. Ülkemizde kuraklık var yağmurun ne zaman yağacağını bana haber ver. Ne zaman doğduğumu biliyorum, ne zaman öleceğimi bana haber ver. Bu gün ne yaptığımı biliyorum, yarın ne yapacağımı bana haber ver. Kıyametin ne zaman kopacağını da bana bildir” demiş, bunun üzerine aşağıdaki  âyet inmiştir .

“Kıyametin ilmi Allah katındadır. Yağmuru o indirir. Rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilmez. Şüphesiz Allah Alîm’dir, Habîr’dir.” (Lokman 34) 

Ayeti kerimede beş hususun Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği beyan edilmiştir ve buna da ”Mugayyebat-ı Hamse” (Beş bilinmeyen) denilmiştir.

1-Kıyametin ne zaman kopacağı
2-Yağmurun yağması 
3-Ceninin keyfiyeti
4-Kişinin yarın ne kazanacağı
5-Kişinin nerede öleceği

Bu beş bilinmeyenden yağmur yağması ve ceninin keyfiyeti hakkında zaman zaman tartışmalar olmuştur.

İlk önce ayeti kerimenin hikmetini anlamaya çalışmadan evvel, hatırımızdan çıkarmamamız gereken ; Kur’an Allah kelamıdır, kelam-ı kadimdir, ezeli ve ebedidir. Rabbimizin vahy-i âsârıdır. Kur’an lütuf ve ihsandır . Asırlar önce nazil olduğu halde keşif ve icatlar Kur’anı hep teyit etmiştir.

”Kur’an’ı muhakkak biz indirdik , elbette onu yine biz koruyacağız” (Hicr:9)

Bu yazıda mugayyebat-ı hamseden ; itiraz edilen iki nokta üzerinde durmak istiyoruz.

Sorulan soru şudur: Bugün teknolojinin ilerlemesi ile yağacak yağmur biliniyor, anne karnındaki bebeğin cinsiyeti de biliniyor, o halde bu ayeti nasıl anlamamız lazım?

Ya da başka soru : Bu ayetle bilinmeyen beş değil de üç olabilir mi?

Çünkü Yağmurun ne zaman yağacağı ve ceninin keyfiyeti hakkında ifadeler de diğer üç ifadeden (kıyametin ne zaman kopacağı ,yarın ne kazanacağı bilgisi, kişinin nerede öleceği bilgisi) farklıdır.

Bediuzzaman Said Nursi bu suallere çok enteresan cevaplar vermiştir. İfadeler Osmanlıca ve uzun olduğundan dolayı biz kısaca izahını nakledelim.

Hülasa ,”Şöyle ki yağmurun ne zaman yağacağı,  Allahın bilgisi dahilindedir. Güneşin doğuşunu kaideye bağlamış; lakin yağmurun gelişini düzenli bir kaideye bağlamamıştır.Yarın muhakkak belli bir kaideye bağlı olarak güneşin doğacağı biliniyor ve onun doğması için dua ve doğduktan sonra da şükür edilmiyor. Yağmur ise belli bir kaideye bağlı olmadığından insanoğlu her vakit rica ve dua ile Dergah-ı ilahiyyeye ilticaya mecbur oluyorlar. Vaktini tayin edemediği içinde yağmur nimetine kavuşunca hakiki şükrediyorlar. İşte bu ayetle, yağmurun vakti, Mugayyebat-ı Hamseye dahil oluyor. Teknolojik aletlerle vaktini bilmek ;  gaybı bilmek değil gaybden şuhud alemine geçerken bilebilmektir”. -2-

Bediuzzamanın ifadeleri burada hitame eriyor. Burada ”şuhud alemine geçerken” ifadesi ufuk açıcı şüphesiz.. Ekleyecek olursak romatizmalı insanların ağrılarına bakarak yağmurun yağacağını söylemeleri gibi.

Bir de, bugünün ilmî araştırmalarının da kabul ettiği ve Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait, mucizevî bir beyana bakarsak  Allah Resûlü: “Mâ min âmin bi emtara min âmin” buyuruyor. Mânâsı, “Hiçbir yıl başka bir yıldan daha yağışlı değildir.” -3- demektir. Bu hadisten de anlaşılıyor ki, her sene yeryüzüne aynı miktarda yağmur yağmaktadır. Ancak nereye ne miktar yağacağı belli değildir. İşte gayb olan budur ve bu bilinememektedir.

Amerikalı bilim adamları Türkiye’ye gelir ve bir köyü ziyaret ederler. Kendilerine göre bir araştırma yapmaktadırlar. Bu arada, merada keçilerini otlatmakta olan bir çobanla görüşürler. Bir ara çoban keçilerini toparlayıp ağıla gitmeye koyulur. Adamlar sebebini sorunca da ” biraz sonra yağmur yağacak” der. Bilim adamları hayret ederler. Çünkü havada yağmura işaret olabilecek hiçbir alâmet yoktur. Ayrıca yanlarında taşıdıkları barometre de böyle bir sinyal vermemektedir. Hakikaten bir müddet sonra şakır şakır yağmur başlar. Adamlar ağıla koşarak çobana, yağmur yağacağını nasıl anladığını sorarlar. Cevap enteresandır: Benim yıllardır edindiğim tecrübeye göre yağmur yağmadan bir müddet önce keçiler kuyruklarını kısarlar, ondan anlarım ki yağmur yağacak. Bunun üzerine ellerindeki aletleri yere çalan bilim adamları, “sizin, şu keçilerin kuyrukları kadar dahi ehemmiyetiniz yokmuş” , derler.

Yağmurun ne zaman yağacağını aletlerle tahmin etmek zannî bir bilgidir. Gaybi bilmek değildir. Hava tahmin raporlarının yanıldığı da çok olmuştur.

Peki,Röntgen ışınlarıyla ceninin cinsiyeti bilindiği söylenilerek bu ayete itirazlar nedir?

Ayeti Kerimeye dikkat edersek” Rahimlerde olanı O bilir”, buyruluyor. Cinsiyetini O bilir demiyor. Klasik tefsirlerde cinsiyetle yorumlanmışsa da ceninin keyfiyeti, cinsiyet, ecel, rızık, said mi şaki mi olacağı , kaderi , tek mi ikiz mi olacağı , sıhhatli mi hasta mı doğacağı gibi hususiyetleri de içinde barındırdığı aşikardır.

Bir hadîs-i şerifte, “Hamsün lâ ya’lemühünne illallâh” buyrulmuştur. Mânâsı: “Beş şey vardır ki, onları Allah’tan başkası bilemez” -4- demektir. 

Münâvi merhum bu hadîs-i şerifi şöyle şerh etmiştir: “Bu beş şeyi Allah’tan başkası, hem küllî, hem de cüz’î olarak ihâtalı ve şümullü bir şekilde (bütün hususiyet ve incelikleriyle) bilemez.” 

Bu ayeti celilenin tefsirini Rasululah efendimiz bizzat yapmıştır. 
“Allah Teâlâ rahime bir melek vazifelendirmiştir. Melek, ‘Yâ Rab, bir damla su! Yâ Rab, yapışkan bir parça! Yâ Rab, bir çiğnem et’ der. Allah Teâlâ da yaratma işini yerine getirmeyi dilediği zaman; erkek mi dişi mi, şakî mi saîd mi, rızkı ne, eceli ne olduğunu söyler. Anası karnında bunlar yazılır. O zaman onu, o melek ve Allah Teâlâ’nın kullarından dilediği kimseler de bilir. -5-
Mugayyebat-ı hamseden bir kısmının bilgisini Allahu Teala dilerse, Peygamber ve melekler gibi dilediğine muttali edebilir, fakat yine bu bilgileri Cenab-ı Haktan başkası hem külli hem cüzi kapsamlı olarak bilemez. -6- 

Meleklerin ve bazı özel şahısların muttali olabileceği ilim ise, az çok delilleri gerçekleşmiş, bir yönden noksan bir ilimdir -7-

Bu cevaplarla ”Mugayyebatı Hamse”nin üç olma ihtimali yoktur.

”Biz o kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık” (Enam 38)

Son olarak son devrin Mutasavvıf alimlerinden Hikmet Tuzkaya hocaefendinin Fen ilimleri ve Kuranı Kerim hakkında cümleleriyle yazımıza katkıda bulunacaktır.
”Mü’min her aradığını Kur’anda bulabilendir. Fakat bu , tilaveti esnasında Kur’anı Kerimin manaları kalbine inen arif kimselere mahsustur.

Kur’anı Kerim 14 asır önceden ilim ve fen alemine yepyeni inceleme ve araştırma ufukları açmıştır. Birçok ilim ve bilgilere delalet eden ayat-i ilahiyye Kur’anda mevcuttur.

Kur’ânʹda haber verilen geleceğe ait bir takım olaylar zamanı gelince vuku bulacaktır. Öyle ilimler var ki bugün o ilimlerin vücudu yoktur fakat yarın olacaktır. Henüz mânâsı anlaşılmamış öyle âyetler vardır ki mânâ ve mefhumları istikbalde zuhur edecektir. Biz de o zaman anlayacağız. Size bugüne mahsus bir misal verelim, atom bombası denilen ve dünyamızın istikbalini tehdit eden cevherî bombaya, Kur’ân’da Şems sûresinde işaret edilmektedir. Kaplayıcı ve hiçbir yerde hayat izi bırakmayan azap mânâsında tarif edilen bu helak afetine Kur’ân demdem azabı diyor. Bu hadiseden evvel kat’i sûrette bu tabirin müstakilen ne olduğunu bilmiyorduk. Hadiseler bu mânâyı bizlere açtı ve öğrendik. İşte bunun gibi Kur’ân’da henüz açılmamış, istikbalini, zamanını, asrını bekleyen yüzlerce âyet vardır.”-8-

1- Kurtubî, el-Camî li Ahkâmil-Kur’ân, XIV, 83

2- Lemalar 102

3- el-Hâkim, el-Müstedrek, 2/437; et-Taberî, el-Câmiu’l-beyan, 19/22; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/363

4-Buhârî, Sahîh, İman, 37

5-Buhari , sahih, hayız, 17, Enbiya , 1

6- Elmalılı Hamdi Yazır, a.g.e., s.3854

7- Kurtubî, el-Camî, XIV, 83, Ismail Hakkı Bursevî, Ruhü’l-Beyan, VII, 102, 105

8-Muhammed Hikmet Tuzkaya /Kur’an-ı Azimüşşan Sünnet-i NebiyyiZişan / 50-51)

Bedia Özdemir Tokel